23 Temmuz 2015 Perşembe

Dayım...Ramço...-1

Annem geçen gün bayram ziyaretine gelen halama anlatıyor dayımın doğduğu günü. ağustos'ta doğduğunu hatırlıyor ama hastanede dünyaya geldiğinden dayımın doğum gününün temmuz'un 28'i olduğu kesin bilgi zannımca..e annem ağustos diye hatırlıyor. temmuz sonu ağustos'a yakın.

7 kardeşin 6.sırasında dayım. annem 2 numara. irili ufaklı çocuklar. aralarında kimisinin 3 kimisinin 2 yaş var. dayımın doğduğu günün gecesi annem ve kardeşleri uyanmışlar, kendi annelerini aranmışlar nerede diye. meğersem dedemle anneannem de annemin halasını çocuklara gözkulak olsun diye başlarında bırakmış. annem ve kardeşleri, annelerini arayınca, annemin halası demiş ki "derenin oradaki köprüye kızıl bir bebek bırakmışlar, annenizle babanız onu almaya gittiler". :) eski usul anlatımla çocuk nasıl dünyaya gelir hikayesi :)

sabah dönmüş anneannemle dedem evlerine kucaklarında hakkatten de kızıl bir bebek. sebep? dayım sarışın çünkü :) doğum kızargınlığı var bebekte. ben hatırlıyorum, 1990lara kadar nedense doğan bebeklerin yüzü hep kızıl olurdu. nedendi ki acaba?

dayımı görmüş annem. hakkatten de kızıl bir bebek..halama böyle anlattı. hikayesini de "doğumunu gördüğün kardeşinin ölümünü de görecekmişsin demek"le bitirdi...
*****************
Bu blogda ADSIZ yorumlar onaylanmaz. Herhangi bir gmail hesabı/blogu olmayan okuyucular Yorumlama biçimi kısmında Adı/URL'yi seçip URL kısmını isterse boş bırakarak sadece adlarını yazıp yorum bırakabilirlerse çok sevinirim.

22 Mayıs 2015 Cuma

35!

idrak edemediğim bir yaş 35..son 2 aydır falan düşünüyorum sanırım üzerinde. sayı olarak çok büyük geliyor. şu klişeye girmeyeceğim: kendimi 18 gibi hissediyorum! öyle bir durum değil..sadece..ne bileyim..çok ya bu rakam bana. dün babamlarla konuşuyordum."65 çok değil mi?" diye sordu. çok tabii!, dedim. daha önceleri yazmıştım, yaş sadece benim için rakamdan ibaret ve bu dünyada kaç senedir var olduğumun göstergesi diye. ama şu da var ki genel kullanımda olan bir laf olarak: yolun yarısı..mevzuu ölüm ya da hayatın sonlanması da değil. 35ten sonrası için "ee şimdi ne olacak?" modundayım. 35 yıl yaşamışım! way be! sanki hiç yaşamamış gibi..o kadar yıl sanki geçmemiş gibi..görünüş olarak da çok bir değişim geçirmediğimden 35 yaş üstüme büyük geliyor açıkçası. ama bakınca 35 yıl yaşamışım. yazıyla da rakamla da 35. neresinden baksan yine 35! geriye dönüp bakınca "yaşadığım hayat fena değildir, üstü kalsın" demek istiyorum Cemal Süreya gibi. kötü zamanlar olmadı mı, oldu! iyi zamanlarım da oldu ama. kimilerinin olsun diye hayal ettiği şeyler, benim hayatımda gerçek oldu ki bazılarını sen de biliyorsun. bir şeyler eksik kalmış gibi, yapmam gereken çok şey varmış gibi...hani dışarı çıkarken alman gereken her şeyi aslında almışsındır ama yine de bir şeyleri unuttuğun hissini yaşarsın ya. işte o his var bende.

ömrün ikinci yarisi icin ayni manik depresif kalp grafisi gibi bir hayat tercih sebebim.35 senede yayinda ve yapimda emegi gecen herkese tesekkurler efen'm
bugün içimde çalan şarkı ise şu idi:
*****************
Bu blogda ADSIZ yorumlar onaylanmaz. Herhangi bir gmail hesabı/blogu olmayan okuyucular Yorumlama biçimi kısmında Adı/URL'yi seçip URL kısmını isterse boş bırakarak sadece adlarını yazıp yorum bırakabilirlerse çok sevinirim.

17 Mayıs 2015 Pazar

wohooo!aman da aman "büyüdün" mü sen?!

küçük bir şehirde 'büyük' bir insan olmak çok zor. dediğim, sonradan 'büyümek'. bünyeye hazımsızlık olarak zuhul edebiliyor nitekim. böyle bir kendini bilmezlik, böyle bir kendini beğenmişlik, küçük dağları ben yarattımcılık, ben olmasam sen bunu bulamazdıncılık.