19 Kasım 2014 Çarşamba

:) Syracuse'dan kalan

geçen sene Kasım ayının 14'ünde ne yapıyordum ki ben. kimin aklına gelirdi 1 sene sonra her yerde bulunabilecek bir Starbucks'ta oturup dışarıyı izlerken yumuşacık bir müzik eşliğinde çevremdeki insanların anadilimde değil de kendi anadillerinde konuşacağını ve benim kendi şehrimde değil de başkalarına ait bir şehirde olacağımı. Twitter'a yazmak istesem 140 karakterden daha uzun olan bir önceki karakteristik cümlemi yazdırmaya azmettiren bir halet-i ruhiyyeye sevkettirecek bir an'ı yaşayacağım peki...BENİM :) hayal edemediğim şey...bir Kasım ayı ya da dur...bir sonbahar bu kadar mı güzel yaşanır bir şehirde. sırf bu sonbahar için bir sonbahar daha kalmak ister insan. o kadar baştan çıkarıcı. bir film karesinin gerçek hayata gelip 'her şey filmlerde değil gör bak içinde hisset' demesi gibi. 

gel de kanma bu sözlere :)
------------------
telefonumun notlar kısmında bir şeyi araştırırken bu yazdığımı gördüm. tam da kasım ayında :) yazdığım günü de hatırlıyorum. hatta bu yazıyı yazarken fonda şu şarkı çalıyordu:

tam da yine amerika günleri depreşmişken içimde fena oldu be sayın okur...
*****************
Bu blogda ADSIZ yorumlar onaylanmaz. Herhangi bir gmail hesabı/blogu olmayan okuyucular Yorumlama biçimi kısmında Adı/URL'yi seçip URL kısmını isterse boş bırakarak sadece adlarını yazıp yorum bırakabilirlerse çok sevinirim.

8 Kasım 2014 Cumartesi

hazır mısın?çok fena içimi dökeceğim!

ne zaman bloga geri döndüğümü söylesem, bir-iki post girsem düzenli ve bir-iki tanesini de yedeklesem sonra yayımlamak üzere, motivasyonumu kaybettirecek şeyler oluyordu hayatımda. bloga da girip o yaşadıklarımı yazmak istemiyordum. hem seni baymamak için hem de yazarken bir daha yaşayıp sinir olmamak için. ama yazınca da içimin ferahladığını unutmuşum. ben yazayım da sen istersen okursun istemezsen okumazsın.

akademisyen olmayı istemediğimi ve bu işi istemeye istemeye yaptığımı biliyorsundur. hem istemeyerek yapıp hem de mükemmelliyetçi olmak ne zor bilemezsin. bir de bazı konularda hassas olmak. 

öğrenci kalitesi benim bu işe başladığımdan beri inanılmaz derecede düştü. öyle ki geçen gün derste yaşadığım bir olay, benim için son darbe oldu! abartmıyorum. emekli olana kadar bu olaydan daha kötüsü ile karşılaşmadığım sürece unutamayacağım bir şey.

üniversite öğrencisi matematikte işlem üstünlüğünü bilmiyor, iyi mi? yani bir işlemde hem toplama hem çıkarma hem çarpma hem de bölme varsa-altını çizerek söylüyorum denklem falan değil 4 işlem-ilk önce hangi işlemden başlayacağını bilmiyor! sözel bir bölüm olur, mesela hukuk, edebiyat, psikoloji vs gibi, anlarım ama sayısal bir bölümdeki öğrenciden bahsediyorum. ilkokul düzeyinde verilen bir bilgi bu. ilk karşılaştığımda çok ama çok şaşırdım. hatta şok oldum. sonra başka sınıflarda da aynı hatayı yapan bazı kişileri görünce hadiiii ben başladım hay sizin eğitim sisteminize diye. gençleri bu hale getirenlere, mundar edenlere diye devam ettim.

diğer yandan...eğitim sisteminde hata olduğu kadar ailelerin kendisinde de kabahat buldum. sorumluluk verilmemiş bir güruh yetişiyor alttan ve daha da beterleri. adı belli bazı üniversitelerimizdeki öğrencileri tenzih ediyorum. bilmiyorum, belki oradaki hocalara sorsan onlar da kalitenin düşeceğini söylüyorlardır ancak bendeki öğrenci profili şu:

kafası çalışmayan, sorgulamayan, ezberci, yaptığı şeyi neden yaptığını merak etmeyen, okumayan, üniversiteyi meslek edindiren yer değil de lise gibi gören...daha da sayabilirim. güzel konuşsan anlamaz, dövsen anlamaz sövsen anlamaz ki bu sövme kısmı ile ciddi düşünüyorum. bir ders anlattığını diğer derste sorduğunda hiç cevap alamıyorsun. boş boş bakan gözler! haliyle bu da insanın motivasyonunu düşürüyor, sinirlerini bozuyor.

inan kahroluyorum! geleceğimiz bunların elinde. bu kişiler bizi yöneteceklere oy veriyor. ha diyeceksin şimdiki halimiz çok mu iyi sanki. evet, iyi değil! ama içinde iyiye gideceği umudunu taşıyan benim gibi bir insan için bu profille karşılaşmak inanki yıkım etkisi yaratıyor. 

üstelik...bu öğrencilerden bazısı hiçbir şey olamazsam akademisyen olurum gözüyle bakıyor üniversitede hoca olmaya. ALES ve yabancı dil puanı yüksek olunca çünkü sıralamaya giriyorsun. değerlendirmede sınavın etkisi çok düşük. temel (mesleki olsun olmasın) şeylerden bile bihaber birisinin senin çocuğuna hoca olduğunu düşünsene bir. kendini yaktın başkasının günahına neden giriyorsun, diyorum kötü ben oluyorum. 

silkinip de bu gençlerinin kendine gelmesi şart! kendilerinin halledeceği bir konu bu ama ucunda seni de beni  de ilgilendiren. ne desen boş yoksa. umursamıyorlar. içi boş bir özgüvenleri var bir de. her b.ku biliyor afedersin bunlar ama sorduğun soruya cevap veremediklerinde sen zor sormuş oluyorsun.

erken emeklilik istiyorum. bu mümkün olamayacağından önümüzdeki dönem haddinden fazla ders almamaya karar verdim. şu genç yaşımda sinir harbinden öleceğim yoksa.

içim rahat. ben elimden geleni yapıyorum, bu öğrenciler bir şeyler öğrensinler, ne yaptıklarını/ne okuduklarını sorgulasınlar diye (hayat anlamında değil, ders anlamında) uğraşıyorum. onların yapmaması benim sorunum değil. 

ben ders anlatacağım, konuyla ilgili örnek çözeceğim, öğrenci hiç çalışmayacak, sınavdan önce gelip bana tüm konuları tekrar ettirecek,  onun paşa keyfine göre ben soru soracağım sınavda (tanım olmasın,test olsun, işlem olmasın, yorum olmasın vs gibi)...

YOK YA!
*****************
Bu blogda ADSIZ yorumlar onaylanmaz. Herhangi bir gmail hesabı/blogu olmayan okuyucular Yorumlama biçimi kısmında Adı/URL'yi seçip URL kısmını isterse boş bırakarak sadece adlarını yazıp yorum bırakabilirlerse çok sevinirim.

24 Ekim 2014 Cuma

Yeni Doritos Reklamını Sen Çek, 1 Milyon Dolar Kazanma Şansını Yakala!

2007 yılında Doritos, ABD’deki hayranlarını Amerikan Futbol Ligi’nin sezon finali olan Super Bowl sırasında yayınlanmak üzere kendi Doritos reklam filmlerini çekmeye ve göndermeye davet ederek, kendi Super Bowl fenomenini yarattı. Bu reklamlar, yapan kişinin çektiği şekliyle aynen yayınlandı ve Super Bowl sırasında yayınlanan, tüketicilerin yarattığı ilk reklam filmleri oldu!

Doritos, bu muhteşem organizasyonla sevenlerini 1 Milyon Dolar kazanma şansı ve bunun yanı sıra 1 sene boyunca  Hollywood’daki Universal Pictures Stüdyoları’nda Elizabeth Banks gibi yıldızlarla çalışma fırsatı yakalamaya çağırıyor. 

Unutulmaz Deneyim 

Bu yıl 9. kez düzenlenen Doritos Crash the Super Bowl’u kazananlar, büyük ödül olarak milyonlarca dolar para ödülü ve hayatlarının sonraki aşamalarında da farklı iş teklifleri aldılar. Örneğin; kendi yaptığı “Fashionista Daddy” reklamıyla 2013 yılında Crash the Super Bowl yarışmasında büyük ödülü kazanan Mark Freiburger, “Transformers 4”ün setinde yönetmen Michael Bay ile birlikte çalışma fırsatı elde etti. Mark, bugün büyük bir yetenek ajansı tarafından temsil ediliyor ve Universal ile FOX gibi dünya çapındaki stüdyoların film projelerinde yer alıyor.

Katılma Sırası Sende

Siz de hazırlayacağınız 30 saniyelik reklam filmini  (sözlü ise İngilizce) www.doritos.com.tr ‘de belirtilen teknik özelliklerle hazırlayıp tüm dünyanın beğenisine sunmak için 9 Kasım 2014’e kadar reklam filminizi çekip, rüya gibi bir iş ve 1 Milyon Dolar sahibi olmak için geri saymaya başlayabilirsiniz!

Katılım koşulları ve tüm detaylar için www.doritos.com.tr’yi ziyaret edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.
*****************
Bu blogda ADSIZ yorumlar onaylanmaz. Herhangi bir gmail hesabı/blogu olmayan okuyucular Yorumlama biçimi kısmında Adı/URL'yi seçip URL kısmını isterse boş bırakarak sadece adlarını yazıp yorum bırakabilirlerse çok sevinirim.